Bilgisayar Kursu İdaresine Yönelik Görüşler

269 defa okundu Yorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı

1991 yılından bu yana süren çalışma hayatımın büyük kısmını eğitime ayırdım. 21 yıllık dönem içinde, birçok seminer verme imkanım oldu. Ayrıca yazmış olduğum 7 adet kitabımla da bilgilerimi değişik platformlarda paylaşma imkanı bulmanın mutluluğunu yaşadım. Şimdi ise hedefim, beni yetiştiren bu şehre katkıda bulunmak üzere halkımıza yönelik eğitim ve seminerler vermek, yayınlarımı yeniden okuyucularımın istifadesine sunmak.

  1. Kayıt Kabul:

Kayıt Kabul kısmını çok fazla abartmaya gerek yok bence. Yani; Millî Eğitim ile ilgili işleri takip edebilecek, insanlarla diyalogu güçlü, ödemeler konusunda hassas davranabilen ve bunu öğrenciye hırpalamadan hissettirebilen bir kişi yeterli olacaktır. Ayrıca; güzel bir program ile desteklenecek bir eleman işleri aksatmadan yapabilecek duruma gelecektir.

 

  1. Reklam-Tanıtım:

Hizmet sektöründe en etkili reklam, hizmeti iyi sunmaktır. Yani bana göre; dışarıdaki çalışmalardan çok içerdeki çalışmalara önem vermek daha mantıklı olacaktır. Hele hele iyi tanıtım yapan bir yer, kaliteli bir hizmet vermekten aciz durumdaysa, başa gelecekler çok daha acıklı olabilir. İşte bu yüzden; önce kalite. Zaten sizden memnun olan her insan, en azından 10 insan demektir. Bir de kemiyet değil keyfiyet görüşünü benimsemişseniz, yani kitlelerle uğraşmak yerine bu işi gerçekten öğrenmek isteyen, meraklı ve işin bilincinde olan insanlara hitap etmek düşüncesindeyseniz, öğrencileri sınavla almak bile çok isabetli hareket olacaktır.

 

  1. Kadro:

Yaşadığım bir takım olaylardan sonra kendime şöyle bir vecize buldum. “Grup kuramıyorsan, grup ol.” Yani kadro kurana kadar kadro olmayı bilmek zorundayız. Bu yüzden, benim tercihim hep asistanlarım olmuştur. Elbette asistanlarım derken son dönem yetişen asistanları kastetmiyorum. Burada isim vermekten de kaçınmayarak, Erkan Beytur, Fatma Kaya, Özlem Ülker, Sinan Cilavdaroğlu isimlerini zikretmek istiyorum. Bu insanlar, benim Bilgisayar Eğitimi konusunda görüşlerimi, tavırlarımı ve sistemimi çok iyi benimsemiş insanlar. Bir gruba girip ders anlattıklarında ve o gruba daha sonra ben ders verdiğimde çok ciddi bir problemin çıkmadığını görürsünüz. Çünkü eğitim, mantalite ve sistem işidir. Sistem değiştiğinde, insanlara yarar yerine zarar verebilirsiniz. Bu yüzden; yetebildiğim yere kadar ben yeteceğim, o dönem içinde yoğun çalışacağım. Ve ardından asistanlarım yetişmiş olursa onlar arasında görev taksimi yapmayı düşüneceğim. Şu anda, olayı benim açımdan incelersek, Delphi, Visual Basic dışında anlatamayacağım konu yok. Bu konulardan dışarıdan destek almak da bir görüş.

 

  1. Başka Bir Görüş Daha: Kadro Yerine Teknoloji Kullanmak Daha mı Mantıklı?

Aslında, bu konuda benim de zihnimde olaylar tam oturmuş değil. Yani; acaba konuları anlatmak üzere acaba video kaset, CD-ROM, Ses Kasetleri ya da Camcorder programıyla hazırlanmış, sesler ve fare hareketleriyle desteklenmiş programlar mı hazırlasam? Yani, 1. Katı teknoloji çıksa, daha sonra ben mi devam etsem? Bu daha mantıklı gibi geliyor? Bu sayede, hem insanlar yine bana aşinalık sağlamış olacaklar, hem de daha fazla insanla uğraşmaktan kurtulmuş olacağım. Bu konuda Matematik Öğretmeni, Ömer Çuhadar’ı Türkiye’deki durumu bilmiyorum ama, Kayseri’de önder olarak kabul etmek hiç de yanlış bir hareket olmaz. Ömer Çuhadar, bu sistem sayesinde hem verimi artırmış, hem de fazladan enerji harcamaktan kurtulmuş durumda. Sanırım, ben de eğitimde bu metodu tavsiye edecek ve uygulayacağım bundan sonra.

 

  1. Millî Eğitim İşleri:

Yapılan işler eğitim olduğuna göre ve Türkiye’de yaşadığımız gerçeği de göz önünde bulundurulacak olursa, Millî Eğitim gerçeği göz ardı edilemez. Her ne kadar bu konudaki hedefim, benim imzamın bakanlık kadar geçerli olduğu dönemlere ulaşmak ise de, yani kendime hedef olarak markalaşmayı seçmiş olsam da, şu anki gerçekleri düşündüğümüzde kurumun Millî Eğitim’e bağlı olmak zorunda olduğu kaçınılmaz gerçektir. Bu kaçınılmaz gerçek sonucunda bir takım sorumlulukların ortaya çıktığı da bir başka gerçektir. Bu yüzden, bu işlerden anlayan, daha doğrusu anlamaktan çok, takip etme dirayetine sahip bir eleman kurum içinde şarttır. Aksi takdirde sonucu çok tehlikeli gelişmelerle karşı karşıya kalınabilir. Bence Milli Eğitim hiç olmasa daha iyi, kaçınılmaz görünse bile….

 

  1. 5. Maddeye Alternatif Teklifler:

Amaç sertifika vermek olunca, Microsoft’a bağlı olmak ya da Microsoft Yetkili Eğitim Merkezi olmak başka bir çözüm olarak kabul edilebilir. Ancak, Microsoft’un şu an Kayseri’de 2. Bir eğitim merkezi istemiyorum şeklindeki tavrı, bu teklifi bugün için anlamsız kılmaktadır. Ama zaman içinde ne olacağını şimdiden kestirmek mümkün olmadığı için, bu alternatif hiçbir zaman unutulmamalıdır. Bunun yerine, Microsoft’a da alternatif olacak çözümler bulunabilir. Hatta bulundu bile….

 

  1. Hangi Kurs Daha Kârlı? M.E.B.’e Bağlı Olan mı? Yoksa Özel İçerikli Olan mı?

İşin aslına bakılırsa, kısa dönemli ve ihtiyacı karşılamaya yönelik kurslar her zaman daha çok kârlı ve daha az sıkıntılıdır. Bu gerçeği sanırım sınav harçları, resmi olarak ödenmesi gereken ücretler vb. harcamaların bir öğrenci fiyatının % 43’ünü oluşturuyor olması destekliyordur. Bir de müfredat sıkıntısı. Sonuçta, insanların aklına, beynine ve kalbine bir de sınav korkusu girdiği için kalite otomatikman etkilenir. Bir de sertifikanın piyasada öyle çok büyük etkisinin olmadığı görülünce, insanlar otomatikman moral bozukluğunun içinde bulurlar kendilerini.

 

  1. Öyleyse Nasıl Bir Kurs?

Sertifika talebinin olduğu kaçınılmaz bir gerçek. Sertifikanın piyasada çok fazla iş yapmadığı da başka bir gerçek. Öyleyse bizim karma sistemi seçmemiz gerektiği de gerçek. Yani insanlara hem sınava hazırlamak, hem de hayata hazırlamak. Hem sınavlarda çıkacak sorularla ilgili eğitim vermek, hem de hayatta karşılaşılacak sorunlarla ilgili bilgi sunmak.

 

  1. Bu Durumda Kurs Süresi Nasıl Olmalı? Kısa  mı Uzun Kurs mu Daha İyidir?

Yaklaşık 4 yıl süren eğitimcilik tecrübem bana şunu öğretti. Başka hiçbir şey öğretmemiş olsa bile, sırf bu öğrettiği bilgi beni başka insanlardan daha üstün kılmaya yeter. Bir bilgisayar kursu öğrencisi, 40. Saatten itibaren bilgisayarı, öğretmeni ve konuyu anlamaya başlar. İlk 40 saat, sadece çukur doldurmaya yarar. Hani bir hikâye vardır ya, büyük bir çukur vardır. Bir tank gider ve içine düşer. İkinci tank gider, içine düşer. 3., 4., ….. ve çukur artık dolmuştur. Sonra gelen tanklar rahatlıkla yoluna devam eder. İşte ilk 40 saat de böyledir.

 

  1. Yani 36 Saatlik Kurslar aslında –4 Saatlik Kurslar mıdır?

Ne yazık ki evet? Hatta 24 saatlik kurslar da –16 saatlik kurslardır. Yani kursiyeri ve kurs yerini geriye götürmekten başka hiçbir işe yaramaz. Bu kursiyer dışarı çıktığında her fırsatta söyleyeceği şey, kursa gittim ama hiçbir şey öğrenemedim. Ve çevresindeki insanların söyleyeceği de, ya bilgisayarı açıp kapatmayı ben de öğretirdim. Boşuna bir sürü paran gitti. Yazık oldu. İşte bu izlenimler, bilgisayar kurslarını bu hale getirmiştir. Kursa gitme, bir şey öğrenemezsin mantığı böyle gelişmiştir.

 

  1. Sözün Özü, İdeal Bir Kurs Kaç Saat Olmalıdır? Neler İçermelidir?

Şu ana kadar ki tecrübelerim, ideal bir kurs 192 Saat Ders+144 Saat Etüd=336 saat olmalıdır. Ayrıca buna günde 3 saat de kitap okuma çalışmalarından kurs boyunca 144 saat kitap okuma çalışması yaptırılması şarttır. Yani; kursa gelen bir insan 4 ay içinde 460 saat bilgisayarla içli dışlı hale gelecektir. Eğitim çalışmaları içine, öğrencilere verdirilecek seminerler konmalı, ayrıca öğrencilerden öğrendiklerini yazmaları istenmelidir. Tüm bunlar yapılınca, bilgisayarı bir yaşam tarzı olarak gören bir kursiyer, kurs bittikten sonra ve tüm yaşamı boyunca bilgisayarı seven, güzel bir şekilde kullanan insan haline gelmiş olacak, eğitim merkezi aleyhine hiçbirşey söyleyemeyecektir. Maddeler halinde açıklayacak olursak; İngilizce öğretim metodunu uyarlayacak şekilde yorumlamamız halinde,

  1. a)Listening (Kursiyerin, eğitimciyi dinleyerek öğrenmesi)
  2. b)Writing (Kursiyerin, eğitimciden öğrendiklerini kâğıda dökmesi)
  3. c)Reading (Kursiyerin, değişik konularda kitaplara başvurması)
  4. d)Presentation (Kursiyerin, öğrendiklerini arkadaşlarına sunması)
  5. e)Practice (Kursiyerin, öğrendiklerini yalnız olduğu bir ortamda uygulaması)

Demek hiç de yanlış olmayacaktır.

 

  1. Hangi Programlar Anlatılmalı?

4 ay (192+144+144 saat= 480) sürecek, kur sistemine göre aşağıdaki programlar anlatılmalıdır.  1. Kuru bitiren sertifika sınavına girebilir.

  1. Kur (Başlangıç): DOS – WINDOWS – WORD – EXCEL Giriş – MULTİMEDYA –

POWERPOINT – DONANIM – 10 PARMAK KLAVYE KULLANIMI – INTERNET Giriş

  1. Kur (İnternet): INTERNET İleri Düzey – WEB TASARIMI –– OUTLOOK EXPRESS
  2. Kur (Veri Tabanı ve Prg.): EXCEL İ.Düzey-FILEMAKER-ACCESS-DELPHI–VISUAL BASIC
  3. Kur (Reklam&Grafik Tasarım) : PHOTOSHOP – PAGEMAKER – CORELDRAW

 

  1. Muhasebe Programları Ne Olacak?

Onları ayrı başlık altında değerlendirmek daha mantıklı. Muhasebe kuru içinde, Windows – Muhasebe – LKS  yer almalıdır.

 

  1. Autocad Ne Olacak?

Aynı muhasebe programları gibi spesifik olması açısından AUTOCAD’i de ayrı başlık altında incelemek gerek diye düşünüyorum. Bu başlık altında Windows – Tasarımcılık – Autocad yer almalıdır.

 

  1. Yayın Konusu:

Bu konuda kısa ve özlü olmasından dolayı kendi kitaplarımı tavsiye ediyorum. Ancak, tabii ki şu anki haliyle değil. Yeniden gözden geçirilmiş, düzenlenmiş haliyle. Yalnız, READING başlığı altında çok fazla kitap okutulacağı için, eğitim merkezine ait geniş bir kütüphane kurulmasının da şart olduğu unutulmamalı. Ki böylece bu konuya hakim insanların yetiştirilmesi sağlanmış olsun. Bununla birlikte, üzeri fiyatı 900.000 TL olmakla birlikte mükemmel içeriğe sahip İnternet ve Başlangıç konularını içeren 2 TUBİTAK kitabı da kursiyere hediye edilmelidir. Veya çocuklar 2.5000.000 TL’lik masrafı yanında getirecek olmasına rağmen Sürat A.Ş.’ye ait kitabı vermek hem sükse, hem de derslerde rahatlık getirecektir.

 

 

 

  1. Tanıtım İçin Başka Neler Yapılabilir?

Daha önce de belirtildiği gibi, hizmet sektöründe en etkili tanıtımı kurum değil kuruma gelen öğrenciler yapar. Ancak, bununla birlikte aşağıda belirtilen çalışmaların yapılması hem prestij, hem de öğrenci kazandıracaktır.

  • Seminerler

Gerek, kurs yönetici ve eğitmenlerinin vereceği seminerler olsun, gerekse Kayseri dışından belli sıfatlara sahip insanların verecekleri seminerler, hem kursiyerleri dinamik tutar, hem dışarıda duyulmasını sağlar, hem de kurumu hedefine bir adım daha yaklaştırır. Unutulmaması gereken bir konu şudur: Kurumun hedefi daha fazla para kazanmaktan önce bilgisayarı bir yaşam tarzı olarak görebilen, bilgisayara hakim insanlar yetiştirmektir. “Yani, para kazanmak için çalışmak değil, çalıştığından dolayı para kazanmak”

  • Sertifika Sınavı Öncesi Tiyatronun Kiralanarak, Genel Tekrar Dersleri Yapılması

Böyle bir çalışma yapılması halinde, hem kursa gelen öğrencilere güzel bir moral verilmiş olacak, hem de kursa gelmemiş olan öğrencilerin tanıdıklarını bizim eğitim merkezimize yönlendirmeleri sağlanacaktır. Ayrıca; Kayseri’ye hizmet fikri ortaya koyulmuş olacaktır.

  • TV Programları, Gazete İlaveleri, Radyo Programları Kısacası Medya

Hizmet etmek isteyen insanların medya ile barışık hatta bütünleşik olmaları lâzım. Kurum adı ne kadar çok zikredilirse, insanların aklına o denli yerleştirilmiş olur. Bu anlamda, medyanın kıymeti bilinmeli, ona göre çalışmalar yapılmalıdır. Ayrıca; virüs uyarı amaçlı basın bültenleri, teknolojik gelişmelerde duyurular da etkili olacaktır.

  • Öğrencileri Sınavla Seçmek

Bu hem, kurumun prestijini artırır, hem de kursa gelecek insanların bilincinin oluşmasını sağlar. Kursa gelen öğrenciler, bakın biz seçilerek geldik düşüncesiyle olayın daha fazla bilincine varmış olurlar. Böylece; eğitim de daha seviyeli yürür.

 

  1. Kurs Ücreti Ne Olmalıdır?

Verilen eğitimin kalitesi de göz önünde bulundurularak, kolej statüsünde bir eğitim kurumu kimliği kazandırıldıktan sonra piyasanın üstünde olmalıdır. Bugüne kadar ki tecrübelerim şunu göstermiştir: “İnsanlar, kursa öğrenmek için giderler. Ve kalite pahalıdır.”

 

  1. Yani?Kurslar kaç TL olacak?

Haftada 12 saat Listening, 9 saat Practice, 9 saat de Reading görüleceğine göre; ayrıca writing ve presantation ile de bu olayların destekleneceği göz önünde bulundurularak, kursun olması gereken fiyatı aylık 150.000.000 TL’dir. Ancak; sınav sırasında yapılacak anket yardımıyla gözden geçirilerek kampanya mahiyetinde düzenlenebilir. Ne olursa olsun, bu işin hakkının bu fiyat olduğu vurgulanmalıdır. Hatta, kurs ücretinin dolar cinsinden olması da değerlendirilmesi gereken konuların başında. (225 $)

 

  1. Paket Çözüm Dışında Neler Yapılabilir?

İdeal bir Bilgisayar Eğitim Merkezi’nin yapacağı en mantıklı iş, acil çözümler üretmek olacaktır. Mesela; acilen 10 Parmak Klavye kullanmayı öğrenmek isteyen biri vardır, hemen buna ihtiyacı olan eğitimi vermek. Veya; şirket bünyesinde veri tabanı uygulamalarını öğrenmek isteyen vardır, bunlara çözüm sunmak. Yani olmayanı yapmak, hizmet sektöründe görev yapan kurumları her zaman farklı kılmıştır. Demek istediğimiz şudur ki; her zaman farklı olmalı ve tüccar mantığından sıyrılıp profesyonelliği seçmeliyiz.

 

  1. Sözün Özü:

Bize göre en doğru eğitim, interaktif eğitimdir. Yani kursiyerle aradaki sınırı da korumak şartıyla samimi ortamda yapılan eğitimdir. İnsanlara bir şeyler öğretmeden önce, öğrenmeyi öğretmek zorundayız. Öğrenmeyi öğretmeden önce de sevdirmek zorundayız. Seven insanın üstesinden gelemeyeceği hiçbir şey yoktur. Bunların yapılması durumunda başarı da kendiliğinden gelecektir.

Veciz sözler ile yazımızı bitirelim;

  • Eğitim=% 90 İlgi + % 10 Bilgi.
  • İlgisiz bir eğitimci, dünyanın en bilgili insanı da olsa öğrenci gözünde bir hiçtir.
  • Önemli olan çok anlatmak değil, anlattığının anlaşılmasıdır.
  • Bir kekeme ile “talk show”cu hızında konuşsanız, bile kekeme kendi hızında anlayacaktır.

 

 

NotBu görüşler, Hakan Topuzoğlu’na ait olmasından dolayı , kendisi değil de bir başkası tarafından birebir kullanılma çabası istenilmeyen sonuçları ortaya çıkarabilir. Kendinin içinde olmadığı bir ortamda bile danışmanlığına başvurulması tavsiye edilir.

Yorum Yaz